İsrail'in iki hafta önce Suriye'deki Ebu Zuhur Üssü'ne gerçekleştirdiği hava saldırısı, Türkiye ile İsrail arasındaki diplomatik gerilimi yeniden tırmandırdı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, saldırının ardından yaptığı açıklamada Türk askeri varlığının İsrail için bir tehdit oluşturduğunu savunurken, Ankara ve Şam yönetimi söz konusu bölgede Türk askeri bulunmadığını vurguladı. Bu karşılıklı açıklamalar, iki ülke arasındaki ilişkilerin seyrine dair soru işaretlerini beraberinde getirdi.
İç Siyasetin Etkisi
Siyaset bilimciler ve uluslararası ilişkiler uzmanları, yaşanan gerilimin dış politikadan ziyade her iki ülkenin iç siyasi gündemiyle bağlantılı olduğunu savunuyor. İsrail'de yaklaşan seçimler ve Netanyahu'nun anketlerdeki durumu, sert söylemlerin temel motivasyonu olarak gösteriliyor. Benzer şekilde, Türkiye'de de İsrail'e yönelik eleştirel tutumun toplumsal birliği sağlama ve dikkatleri ekonomik sorunlardan uzaklaştırma işlevi gördüğü ifade ediliyor.
Stratejik Denge ve ABD Faktörü
Askeri uzmanlar, Türkiye'nin NATO üyeliği ve İsrail'in bölgesel güvenlik hedeflerinin çakışmadığına dikkat çekiyor. NATO'nun kurucu antlaşmasının altıncı maddesi uyarınca, Suriye'deki operasyonların ittifakın koruma şemsiyesi dışında kaldığı belirtiliyor. Buna rağmen, iki ülkenin gayriresmi iletişim kanallarını açık tuttuğu ve stratejik olarak askeri bir çatışmanın her iki tarafın da aleyhine olacağı görüşü hakim.
Bölgesel rekabet, savunma anlaşmalarına da yansıyor. İsrail'in Yunanistan ile imzaladığı ve hava savunma sistemlerini kapsayan 'Aşil Kalkanı' anlaşması, Doğu Akdeniz'deki güç dengelerini etkileyen bir unsur olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, ABD'nin bölgedeki arabulucu rolünün ve her iki ülkenin Washington ile olan ilişkilerinin, geniş çaplı bir bölgesel çatışmayı engelleyen en önemli fren mekanizması olduğunu belirtiyor. Sonuç olarak, söylem düzeyindeki sertleşmelere rağmen, stratejik çıkarlar ve dış baskılar nedeniyle kısa vadede doğrudan bir askeri çatışma beklenmiyor.