Bağışıklık sisteminin vücudun sağlıklı dokularına saldırdığı otoimmün hastalıklar, dünya genelinde kadınları erkeklerden çok daha fazla etkiliyor. Toplam vakaların yüzde 70 ila 80'ini oluşturan kadınlar, hastalıklarının teşhis sürecinde ise erkeklere kıyasla çok daha karmaşık ve uzun bir yolculukla karşı karşıya kalıyor. 6 binden fazla hasta üzerinde yapılan kapsamlı bir çalışma, bu süreçteki toplumsal cinsiyet eşitsizliğini gözler önüne serdi.
Tanı sürecinde uzun bekleyişler
Araştırma verilerine göre, erkeklerin neredeyse yarısına belirtilerin başlamasından itibaren bir yıl içinde tanı konulabilirken, kadınlar için bu süreç çok daha yavaş ilerliyor. Kadınların yüzde 60,4'ü doğru bir teşhise ulaşmak için bir yıldan fazla beklemek zorunda kalıyor. Hatta katılımcı kadınların yaklaşık üçte biri, tanı alabilmek için dört yıl veya daha uzun süre beklediğini belirtiyor.
Psikolojik etiketleme engeli
Uzmanlar, bu gecikmenin temel nedenlerinden birinin kadınların yaşadığı belirtilerin doktorlar tarafından sıklıkla psikosomatik veya psikiyatrik nedenlere bağlanması olduğunu vurguluyor. Araştırma, kadınların erkeklere göre psikiyatrik yanlış teşhis alma olasılığının yüzde 50, psikosomatik yanlış teşhis alma olasılığının ise yüzde 75 daha yüksek olduğunu gösteriyor. Yorgunluk, ağrı ve uyku bozukluğu gibi belirtiler, otoimmün hastalık olasılığı düşünülmeden doğrudan psikolojik etkenlerle ilişkilendirilebiliyor.
Çalışmanın ortak yazarı Shaista Tayabali, kadınların belirtilerinin ciddiye alınması konusunda hâlâ büyük zorluklar yaşadığını ifade ediyor. Romatoloji uzmanı David D'Cruz ise klinisyenlerin daha açık fikirli olması gerektiğini belirterek, hekimleri hastaları daha dikkatli dinlemeye ve altta yatan otoimmün hastalıkları sorgulamaya davet ediyor. Uzmanlar, tarihsel önyargıların ve kadın sağlığına yönelik sınırlı araştırmaların, teşhis sürecindeki bu adaletsizliği beslediği konusunda hemfikir.