Yeni bir Steven Spielberg filminin vizyona girmesi, sinema dünyasında her zaman bir bayram havası estirir. Ne de olsa o, modern gişe canavarı kavramını icat eden ve aksiyon sinemasını nesiller boyu yeniden tanımlayan isim.
Usta yönetmenin 35’inci uzun metrajlı filmi olan Disclosure Day, yüksek bütçeli, iddialı bir bilim kurgu macerasıyla Spielberg'i kendi yarattığı görkemli kalıba geri döndürüyor. Filmin konusu büyük bir sır gibi saklansa da bu dönüşün oldukça manidar bir zamanlaması var: Spielberg, sadece kendi kariyerinin değil, muhtemelen Hollywood tarihinin en iyi aksiyon filminin 45’inci yıl dönümünde gişe tacını geri almaya hazırlanıyor.
Spielberg'in filmografisine bakıp en iyi eserini seçmek son derece zor bir görev. Sonuçta Jaws, E.T., Schindler'in Listesi ve Jurassic Park gibi başyapıtlara imza atmış birinden bahsediyoruz. Ancak söz konusu saf sinema büyüsü olduğunda, Kutsal Hazine Avcıları hepsinin arasından sıyrılıp tahta oturmayı başarıyor. Dünyayı Indiana Jones efsanesiyle tanıştıran bu yapım; teknik ustalığın, derinlikli karakterlerin ve kesintisiz aksiyonun öylesine kusursuz bir birleşimidir ki onu alt etmek imkânsız gibi bir şey. Eğer Disclosure Day filmindeki uzaylıları dünyayı yok etmekten vazgeçirmek için tek bir film izletmemiz gerekseydi, bürokratların seçeceği film kesinlikle Kutsal Hazine Avcıları olurdu.
Spielberg ve senarist Lawrence Kasdan, projeye başlarken 1930'ların ve 40'ların B-tipi filmlerinden, Zorro ve Flash Gordon gibi macera serilerinden ilham alan bir iş ortaya koymak istediler. Hedefleri; klasik bir cazibesi olan, aksiyon dolu ve cesaret sınırlarını zorlayan bir hikâye yaratmaktı.
Başkahramanları biraz Clint Eastwood, biraz Toshiro Mifune, biraz da James Bond esintileri taşıyan gözü pek bir arkeolog olacaktı. Olay örgüsü ise Musa'ya On Emir'in verildiği taş tabletleri barındırdığına inanılan mitolojik Ahit Sandığı'nın aranması etrafında şekillenecekti. Ve tabii ki, tüm büyük sinema klasiklerinde olduğu gibi, kötüler Nazilerden başkası olamazdı.
Kutsal Hazine Avcıları’nın meziyetlerini saymakla bitiremeyiz. Öylesine ikonik anlarla ve ustalıkla örülmüş bir sinematografiyle doludur ki eleştirmenler ve hayranlar son 45 yılı bu sihrin formülünü çözmeye çalışarak geçirdiler. Indy'nin altın idolü çaldığı açılış sahnesinden, Nazi denizaltısına sızışına kadar Spielberg, aksiyon sekanslarında kendisinden daha iyisi olmadığını kanıtlar. Bugün onu taklit etmeye çalışan herhangi bir yönetmeni izlediğinizde, Spielberg'in ne kadar zor bir işi ne kadar zahmetsizmiş gibi gösterdiğini anlarsınız.